Anasayfa|Retina ve Lazer Tedavileri

Retina ve Lazer Tedavileri

retina
Fotodinamik Tedavi

Fotodinamik Tedavi (PDT)
Gözde fotodinamik tedavi (PDT), özellikle yaşa bağlı makula dejenerasyonu (Sarı Nokta Hastalığı), Santral Seröz Retinopati (SSR) ve göz içi tümörlerin tedavisinde kullanılan bir lazer yöntemidir. Bu tedavi, ışığa duyarlı bir ilaç ve düşük güçlü bir lazerin kombinasyonunu içerir. Kliniğimizde de başarılı bir şekilde uygulamakta olduğumuz Fotodinamik Tedavinin ne olduğunu, nasıl uygulandığını, avantaj ve dezavantajlarını ve hangi durumlarda kullanıldığı konusunda sizleri detaylı bir şekilde bilgilendirmek isteriz.

Fotodinamik Tedavi (PDT) Nedir?
PDT, anormal kan damarlarını veya göz içi tümör damarlarını hedef almak için ışığa duyarlı bir ilaç (fotosensitizer) ve belirli bir dalga boyundaki lazer ışığını kullanan bir tedavi yöntemidir. Gözde PDT’de genellikle Verteporfin (Visudyne olarak da bilinir) adlı bir ilaç kullanılır. Bu ilaç, damar yoluyla enjekte edildikten sonra anormal kan damarlarında yoğunlaşır. Ardından, düşük güçlü bir lazer ışığı göze uygulanır. Bu lazer ışığı, Verteporfin’i aktive ederek oksijen radikalleri oluşturur. Bu radikaller, anormal kan damarlarını tahrip ederken, çevre sağlıklı dokulara minimal zarar verir

PDT Nasıl Uygulanır?
PDT prosedürü genellikle şu adımları içerir:

İlaç Enjeksiyonu: Verteporfin ilacı, koldaki bir toplardamardan yavaş bir infüzyon şeklinde yaklaşık 10 dakika boyunca verilir.

Lazer Uygulaması: İlaç enjekte edildikten sonra, yaklaşık 5-15 dakika beklenir. Bu süre, ilacın gözdeki hedef damarlarda yoğunlaşması için gereklidir. Ardından, göz bebeği damlalarla genişletilir ve göze uyuşturucu damlalar damlatılır. Göz doktoru, özel bir lens ve mikroskop kullanarak düşük güçlü lazer ışınını doğrudan hedeflenen bölgeye yönlendirir. Lazer uygulaması genellikle 83 saniye sürer.

Tedavi Süresi: Tüm prosedür genellikle 20-30 dakika sürer.

Takip: PDT uygulandıktan sonra, tedaviye verilen yanıtı izlemek ve gerekirse ek tedaviler planlamak için düzenli göz muayeneleri gereklidir.

PDT’nin Avantajları
Hedefli Tedavi: PDT, anormal kan damarlarını seçici olarak hedef alır ve çevre sağlıklı dokulara verilen zararı en aza indirir.

Minimal İnvaziv: Cerrahi bir müdahale gerektirmediği için minimal invaziv bir yöntemdir.

Ayaktan Tedavi: Genellikle ayaktan tedavi şeklinde uygulanabilir.

Tekrarlayan Uygulamalara Uygun: Gerekirse, tedavi etkisini sürdürmek için tekrarlayan seanslar uygulanabilir.

PDT’nin Dezavantajları
PDT için gerekli olan Vertoporfirin’in Türkiye’de temin edilmesinde güncel bir takım zorluklar vardır.

Geçici Görme Bulanıklığı: Tedaviden sonra kısa süreli görme bulanıklığı yaşanabilir.

Işığa Duyarlılık: Verteporfin enjeksiyonundan sonra birkaç gün boyunca (genellikle 1-2 gün) cilt ışığa karşı hassas olabilir. Bu nedenle, bu süre zarfında doğrudan güneş ışığından ve parlak ışıktan kaçınılması önerilir.

Tekrarlayan Tedaviler Gerekebilir: Anormal damarların tekrar büyümesi durumunda, tekrarlayan PDT seansları gerekebilir.

PDT Hangi Durumlarda Kullanılır?
PDT, özellikle aşağıdaki göz hastalıklarının tedavisinde kullanılır:

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (YBMD) (Yaş Tip): YBMD’nin yaş tipinde, koroidde anormal kan damarları oluşur ve bu damarlar sıvı sızdırarak görme kaybına neden olur. PDT, bu anormal damarları hedef alarak görme kaybını yavaşlatmaya yardımcı olabilir.

Santral Seröz Retinopati (SSR): Retinada sıvı birikmesiyle karakterize bir durum olan SSR’nin bazı kronik vakalarında PDT kullanılabilir.

Koroidal Neovaskülarizasyon (KNV): Farklı nedenlerle ortaya çıkabilen koroidal neovaskülarizasyonun tedavisinde PDT etkili olabilir. Örneğin, miyopiye bağlı KNV veya bazı inflamatuar göz hastalıklarına bağlı KNV.

Göz içi Tümörler: Göz içi küçük ve damardan zengin tümörlerin tedavisinde katkılar sağlayan bir tedavidir.

Önemli Notlar
PDT’nin uygunluğu ve seçimi, bir göz doktoru tarafından dikkatli bir muayene ve değerlendirme sonucunda belirlenir.

Her hasta için en uygun tedavi planı, hastalığın özelliklerine ve hastanın genel sağlık durumuna göre kişiselleştirilir.

Fundus Anjiyografisi Nedir?
Fundus anjiyografisi, gözün arka kısmında bulunan retina ve koroid tabakalarındaki kan damarlarının görüntülenmesini sağlayan bir tıbbi görüntüleme yöntemidir. Bu işlem, özellikle retina ve koroid damarlarını etkileyen hastalıkların teşhis ve takibinde önemli bir rol oynar.

Fundus Anjiyografisi Nasıl Yapılır?
Hazırlık: İşlem öncesinde göz bebekleri damlalarla büyütülür. Bu, doktorun retina ve koroidi daha iyi görmesini sağlar.

Boyanın Enjeksiyonu: Kol damarından floresan veya indosiyanin yeşili adı verilen özel bir boya enjekte edilir. Bu boya, kan damarları boyunca ilerleyerek gözün arka kısmına ulaşır.

Görüntüleme: Boya göz damarlarından geçerken, özel bir kamera (fundus kamera) yardımıyla hızlı bir şekilde fotoğraflar çekilir. Bu fotoğraflar, kan damarlarının yapısını ve işlevini gösterir.

Fundus Anjiyografisinin Kullanım Alanları
Diyabetik Retinopati: Şeker hastalığının retinadaki damarlara verdiği zararın değerlendirilmesi.

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (Sarı Nokta Hastalığı): Makula bölgesindeki damar değişikliklerinin incelenmesi.

Retina Damar Tıkanıklıkları: Retinadaki damar tıkanıklıklarının yerinin ve şiddetinin belirlenmesi.

Göz Tümörleri: Göz içindeki tümörlerin kan damarlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi.

Diğer Retina ve Koroid Hastalıkları: Retina dekolmanı, koroid neovaskülarizasyonu gibi hastalıkların teşhis ve takibi.

Fundus Anjiyografisinin Avantajları
Retina ve koroid damarlarının ayrıntılı görüntülerini sağlar.

Erken teşhis ve tedavi takibinde önemli bir araçtır.

Hızlı ve nispeten ağrısız bir işlemdir.

Fundus Anjiyografisi Kimlere Yapılmalıdır?
Diyabet hastaları

Görme kaybı yaşayanlar

Gözünde damar hastalığı şüphesi olanlar

Göz doktorunun gerekli gördüğü her birey

Önemli Notlar
İşlem sonrasında geçici olarak görme bulanıklığı ve ışığa hassasiyet olabilir.

Enjekte edilen boya nedeniyle idrar renginde geçici bir değişiklik olabilir.

Nadiren alerjik reaksiyonlar görülebilir.

Sonuç olarak
Fundus anjiyografisi, göz sağlığının korunması ve göz hastalıklarının erken teşhisi için önemli bir görüntüleme yöntemidir. Göz sağlığınızı korumak için düzenli göz muayenesi yaptırmayı ve Prof. Dr. Murat Tunç tarafından önerilen diğer tarama testlerini yaptırmayı ihmal etmeyin.

Prof. Dr. Murat Tunç – Göz

Göz damar tıkanıklıkları, retina adı verilen gözün arka kısmındaki ışığa duyarlı dokuyu besleyen kan damarlarında meydana gelen tıkanıklıklardır. Bu durum, ani görme kaybı veya görme bozukluklarına yol açabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirebilir.

Göz Damar Tıkanıklıklarının Nedenleri
Göz damar tıkanıklıklarının en sık nedenleri arasında şunlar yer alır:

Yaşlanma: Yaş ilerledikçe kan damarları daralabilir ve tıkanma riski artabilir.

Yüksek tansiyon: Yüksek tansiyon, kan damarlarının duvarlarına zarar vererek tıkanma riskini artırabilir.

Yüksek kolesterol: Yüksek kolesterol, kan damarlarında plak birikmesine neden olarak tıkanma riskini artırabilir.

Şeker hastalığı: Şeker hastalığı, kan damarlarının yapısını bozarak tıkanma riskini artırabilir.

Sigara kullanımı: Sigara, kan damarlarını daraltarak ve kanın pıhtılaşma riskini artırarak tıkanma riskini artırabilir.

Kalp hastalıkları: Kalp hastalıkları, kan pıhtılarının oluşma riskini artırarak göz damarlarında tıkanmaya neden olabilir.

Genetik yatkınlık: Ailede göz damar tıkanıklığı öyküsü olan kişilerde risk daha yüksek olabilir.

Göz Damar Tıkanıklıklarının Belirtileri
Göz damar tıkanıklıklarının belirtileri, tıkanıklığın yerine ve şiddetine bağlı olarak değişebilir. En sık görülen belirtiler şunlardır:

Ani görme kaybı: Genellikle tek gözde meydana gelir ve ağrısızdır.

Bulanık görme: Görme keskinliğinde azalma veya nesnelerin bulanık görünmesi.

Gözde sinek uçuşmaları: Gözün önünde siyah noktalar veya çizgiler görme.

Göz ağrısı: Nadir durumlarda görülebilir.

Göz Damar Tıkanıklıklarının Tedavisi
Göz damar tıkanıklıklarının tedavisi, tıkanıklığın tipine, yerine ve süresine bağlı olarak değişir. Tedavi yöntemleri arasında şunlar yer alabilir:

İlaç tedavisi: Kan sulandırıcılar, pıhtı çözücüler veya göz içi enjeksiyonlar kullanılabilir.

Lazer tedavisi: Tıkanıklığa neden olan damarları kapatmak için lazer kullanılabilir.

Cerrahi tedavi: Nadir durumlarda, tıkanıklığı gidermek için cerrahi müdahale gerekebilir.

Göz Damar Tıkanıklıklarından Korunma

Göz damar tıkanıklıklarından korunmak için aşağıdaki önlemler alınabilir:

Sağlıklı beslenme: Dengeli ve sağlıklı beslenmek, kan damarlarının sağlığını korumaya yardımcı olabilir.

Düzenli egzersiz: Düzenli egzersiz yapmak, kan dolaşımını iyileştirerek tıkanma riskini azaltabilir.

Sigara içmemek: Sigara içmek, kan damarlarına zarar vererek tıkanma riskini artırır.

Yüksek tansiyonu kontrol altında tutmak: Yüksek tansiyon, kan damarlarına zarar vererek tıkanma riskini artırır.

Yüksek kolesterolü kontrol altında tutmak: Yüksek kolesterol, kan damarlarında plak birikmesine neden olarak tıkanma riskini artırır.

Şeker hastalığını kontrol altında tutmak: Şeker hastalığı, kan damarlarının yapısını bozarak tıkanma riskini artırır.

Düzenli göz muayenesi: Düzenli göz muayenesi yaptırmak, erken teşhis ve tedavi için önemlidir.

İndosiyanin Yeşili Anjiyografisi (İYA) Nedir?
İndosiyanin yeşili anjiyografisi (İYA), gözün arka kısmında bulunan koroid tabakasındaki kan damarlarının görüntülenmesini sağlayan bir tıbbi görüntüleme yöntemidir. Koroid, retinanın altında bulunan ve retinayı besleyen damar tabakasıdır. İYA, özellikle koroid damarlarını etkileyen hastalıkların teşhis ve takibinde önemli bir rol oynar.

İndosiyanin Yeşili Anjiyografisi (İYA) Nasıl Yapılır?
Hazırlık: İşlem öncesinde göz bebekleri damlalarla büyütülür. Bu, doktorun koroidi daha iyi görmesini sağlar.

Boyanın Enjeksiyonu: Kol damarından indosiyanin yeşili adı verilen özel bir boya enjekte edilir. Bu boya, kan damarları boyunca ilerleyerek gözün arka kısmına ulaşır.

Görüntüleme: Boya göz damarlarından geçerken, özel bir kamera (fundus kamera) yardımıyla hızlı bir şekilde fotoğraflar çekilir. Bu fotoğraflar, kan damarlarının yapısını ve işlevini gösterir.

İndosiyanin Yeşili Anjiyografisinin (İYA) Kullanım Alanları

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (Sarı Nokta Hastalığı): Koroiddeki damar değişikliklerinin incelenmesi.

Koroid Neovaskülarizasyonu: Koroidde anormal damar oluşumunun tespit edilmesi.

Santral Seröz Retinopati: Retinanın altında sıvı birikiminin nedeninin araştırılması.

Göz Tümörleri: Koroiddeki tümörlerin kan damarlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi.

Diğer Koroid Hastalıkları: Koroid iltihapları, koroid damar tıkanıklıkları gibi hastalıkların teşhis ve takibi.

İndosiyanin Yeşili Anjiyografisinin (İYA) Avantajları
Koroid damarlarının ayrıntılı görüntülerini sağlar.

Erken teşhis ve tedavi takibinde önemli bir araçtır.

Florescein anjiyografisine göre koroid damarlarını daha iyi görüntüler.

İndosiyanin Yeşili Anjiyografisi (İYA) Kimlere Yapılmalıdır?
Sarı nokta hastalığı şüphesi olanlar

Koroid hastalığı şüphesi olanlar

Gözünde tümör şüphesi olanlar

Göz doktorunun gerekli gördüğü her birey

Önemli Notlar
İşlem sonrasında geçici olarak görme bulanıklığı ve ışığa hassasiyet olabilir.

Enjekte edilen boya nedeniyle cilt ve idrar renginde geçici bir değişiklik olabilir.

Nadiren alerjik reaksiyonlar görülebilir.

Sonuç olarak
İndosiyanin yeşili anjiyografisi (İYA), göz sağlığının korunması ve koroid hastalıklarının erken teşhisi için önemli bir görüntüleme yöntemidir. Göz sağlığınızı korumak için düzenli göz muayenesi yaptırmayı ve Prof. Dr. Murat Tunç’un muayene sonrası önerdiği tarama testlerini yaptırmayı ihmal etmeyin.

Prof. Dr. Murat Tunç – Göz

Retina OCT İncelemesi Nedir?
Retina OCT (Optik Koherens Tomografi), gözün arka kısmında bulunan ve görme işlevini sağlayan retina tabakasının yüksek çözünürlüklü görüntülerini elde etmek için kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. Bu yöntem, retinadaki farklı katmanları ayrıntılı olarak inceleyerek çeşitli göz hastalıklarının teşhis ve takibinde önemli rol oynar.

Retina OCT Nasıl Çalışır?
OCT, göze zarar vermeyen düşük yoğunluklu ışık dalgaları göndererek çalışır. Bu ışık dalgaları, retinadaki farklı dokulardan yansıyarak bir bilgisayar tarafından işlenir ve retinanın kesitsel görüntüleri oluşturulur. Bu sayede, retinadaki en ince ayrıntılar bile görüntülenebilir.

Retina OCT’nin Kullanım Alanları
Makula Dejenerasyonu: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD), merkezi görmeyi etkileyen bir hastalıktır. OCT, YBMD’nin erken teşhisinde ve takibinde kullanılır.

Diyabetik Retinopati: Diyabet, retinadaki kan damarlarına zarar vererek diyabetik retinopatiye neden olabilir. OCT, diyabetik retinopatinin evrelerini belirlemede ve tedaviye yanıtı değerlendirmede kullanılır.

Glokom: Glokom, optik sinire zarar veren ve görme kaybına neden olabilen bir hastalıktır. OCT, optik sinir lifi tabakasının kalınlığını ölçerek glokomun erken teşhisinde ve takibinde yardımcı olur.

Retina Dekolmanı: Retina dekolmanı, retinanın arka taraftaki destek dokusundan ayrılmasıdır. OCT, retina dekolmanının teşhisinde ve cerrahi planlamada kullanılır.

Makula Deliği: Makula deliği, makulanın ortasında oluşan küçük bir yırtıktır. OCT, makula deliğinin teşhisinde ve tedaviye yanıtı değerlendirmede kullanılır.

Epiretinal Membran: Epiretinal membran, retinanın yüzeyinde oluşan ince bir zardır. OCT, epiretinal membranın teşhisinde ve cerrahi planlamada kullanılır.

Retina OCT’nin Avantajları
Hızlı ve ağrısız bir işlemdir.

Göz bebeği büyütülmeden yapılabilir.

Retinanın yüksek çözünürlüklü görüntülerini sağlar.

Erken teşhis ve tedavi takibinde önemli rol oynar.

Retina OCT Kimlere Yapılmalıdır?
Diyabet hastaları

Glokom şüphesi olanlar

Makula dejenerasyonu riski taşıyanlar

Görme kaybı yaşayanlar

Göz doktorunun gerekli gördüğü her birey.

Sonuç olarak
Retina OCT, göz sağlığının korunması ve göz hastalıklarının erken teşhisi için önemli bir görüntüleme yöntemidir. Göz sağlığınızı korumak için düzenli göz muayenesi yaptırmayı ve Prof. Dr. Murat Tunç tarafından muayene sonrasında size belirtilen tarama testlerini yaptırmayı ihmal etmeyin.

Prof. Dr. Murat Tunç – Göz

Retina Yırtığı Nedir?
Retina, gözün arka kısmında bulunan ve ışığı algılayarak beyne ileten ince bir dokudur. Retina yırtığı, bu dokuda oluşan bir veya birden fazla yırtıktır. Genellikle yaşlanma, miyopi, göz yaralanmaları veya ailede retina yırtığı öyküsü gibi nedenlerle ortaya çıkar.

Retina Yırtığının Belirtileri Nelerdir?
Retina yırtığı genellikle ağrısızdır, ancak bazı belirtiler gösterebilir:

Ani görme bozuklukları: Işık çakmaları, gözde sinek uçuşmaları veya görme alanında karanlık bir perde gibi belirtiler olabilir.

Görme azalması: Yırtığın olduğu bölgeye bağlı olarak görme keskinliğinde azalma veya bulanık görme görülebilir.

Retina Yırtığı Neden Tehlikelidir?
Retina yırtığı tedavi edilmezse, retina dekolmanı adı verilen daha ciddi bir duruma yol açabilir. Retina dekolmanı, retinanın yerinden ayrılmasıdır ve kalıcı görme kaybına neden olabilir. Bu nedenle, retina yırtığı belirtileri olan kişilerin vakit kaybetmeden bir göz doktoruna başvurması çok önemlidir.

Retina Yırtığı Tedavisi: Lazer Fotokoagülasyon
Retina yırtığının en yaygın ve etkili tedavi yöntemi lazer fotokoagülasyondur. Bu yöntemde, lazer ışınları kullanılarak yırtığın etrafındaki retina dokusu ısıtılarak küçük bir “kaynak” oluşturulur. Bu kaynak, yırtığın büyümesini ve retina dekolmanı gelişmesini engeller. Bu tedavinin bu konuda tecrübeli bir doktor tarafından yapılması önem taşır.

Lazer Tedavisi Nasıl Yapılır?
Lazer tedavisi genellikle poliklinik ortamında, lokal anestezi altında yapılır. Konusunda tecrübeli bir göz doktoru, özel bir mercek kullanarak lazer ışınlarını doğrudan yırtık bölgesine odaklar. İşlem genellikle ağrısızdır ve yaklaşık 10-15 dakika sürer.

Lazer Tedavisi Sonrası Nelere Dikkat Etmek Gerekir?
Lazer tedavisinden sonra birkaç gün bulanık görme veya hafif bir rahatsızlık hissi olabilir.

Göz doktorunun önerdiği göz damlalarını kullanmak önemlidir.

Ağır kaldırmaktan ve gözü yormaktan kaçınmak gerekir.

Kontrol muayenelerine düzenli olarak gitmek önemlidir.

Retina Yırtığından Korunmak Mümkün mü?
Retina yırtığı riskini azaltmak için bazı önlemler alınabilir:

Düzenli göz muayenesi yaptırmak: Özellikle miyopi, ailede retina yırtığı öyküsü veya göz yaralanması olan kişilerin düzenli olarak göz muayenesi yaptırması önemlidir.

Göz yaralanmalarından korunmak: Spor yaparken veya tehlikeli işlerde çalışırken koruyucu gözlük kullanmak göz yaralanmalarından korunmaya yardımcı olabilir.

Sağlıklı yaşam tarzı benimsemek göz sağlığını korumaya yardımcı olabilir.

Sistemik Hipertansiyonun Gözdeki Etkileri
Sistemik hipertansiyon, yani yüksek kan basıncı, modern toplumun sessiz salgınlarından biri olarak kabul edilir.  Sıklığı giderek artan bu durum, kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği gibi hayati organları tehdit ederken, çoğu zaman gözlerimiz üzerindeki sinsi etkileri göz ardı edilir. Oysa ki hipertansiyon, göz sağlığını derinden etkileyebilen ve hatta geri dönüşü olmayan görme kayıplarına yol açabilen karmaşık bir tabloya neden olabilir.

Hipertansiyonun Göz Damarlarına Etkisi: Temel Mekanizma
Sistemik hipertansiyon, kan damarlarında sürekli yüksek basınç yaratarak damar yapısını bozar. Gözlerimiz, vücudumuzdaki en hassas ve ince damar ağlarından birine sahiptir. Bu damarlar, özellikle retina, optik sinir ve koroid gibi görme için hayati öneme sahip yapıları besler. Hipertansiyonun uzun süreli etkisi altında, bu göz damarlarında şu tür değişiklikler meydana gelir:

Damar Duvarında Kalınlaşma ve Sertleşme (Arteriyoskleroz): Yüksek basınç, damar duvarlarını oluşturan hücrelerin ve liflerin yapısını değiştirir, kalınlaşmaya ve sertleşmeye neden olur. Bu durum, damarların esnekliğini azaltır ve kan akışını zorlaştırır.

Damar Daralması (Vazokonstriksiyon): Hipertansiyon, damarların iç çapının daralmasına yol açabilir. Bu daralma, göz dokularına ulaşan kan miktarını azaltarak oksijen ve besin yetersizliğine neden olabilir.

Damar Hasarı ve Sızıntı: Yüksek basınç, damar duvarlarında mikro düzeyde hasarlara yol açabilir. Bu hasarlar, damarlardan sıvı ve kan sızıntısına neden olarak retina ödemi ve kanamalarına yol açabilir.

Damar Tıkanıklığı (Tromboz/Emboli): Şiddetli hipertansiyon, damarlarda pıhtı oluşumunu tetikleyebilir veya başka bölgelerden gelen pıhtıların göz damarlarını tıkamasına neden olabilir. Damar tıkanıklıkları, ani ve ciddi görme kayıplarına yol açabilir.

Hipertansiyonun Tetiklediği Göz Hastalıkları: Geniş Bir Yelpaze
Hipertansiyonun göz damarlarında yarattığı bu karmaşık değişiklikler, çeşitli göz hastalıklarının ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu hastalıklar, görme fonksiyonlarını farklı şekillerde etkileyebilir ve tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir. Hipertansiyonla ilişkili başlıca göz hastalıkları şunlardır:

Hipertansif Retinopati: Hipertansiyonun retinada yarattığı damarsal hasarı ifade eder. Göz dibi muayenesinde retina damarlarında daralma, kalınlaşma, kanamalar, eksudalar (yağlı birikintiler) ve optik sinir başı ödemi gibi bulgular saptanabilir. Hipertansif retinopati erken evrelerde genellikle belirti vermezken, ilerledikçe bulanık görme, görme azalması ve ani görme kayıplarına neden olabilir.

Hipertansif Retinopati
Hipertansif Koroidopati: Koroid, retinanın altında bulunan ve retinayı besleyen damar tabakasıdır. Hipertansiyon, koroid damarlarında da benzer şekilde hasara yol açabilir. Hipertansif koroidopati, koroid damarlarında tıkanıklıklar, kanamalar ve seröz retina dekolmanı gibi tablolara neden olabilir. Ani görme kaybı, bulanık görme ve metamorfopsi (düz çizgilerin eğri görünmesi) gibi belirtilerle kendini gösterebilir.

Hipertansif Optik Nöropati: Optik sinir, gözden beyne görsel bilgiyi taşıyan sinirdir. Hipertansiyon, optik sinir başındaki küçük damarları etkileyerek optik sinir hasarına yol açabilir. Hipertansif optik nöropati, ani, ağrısız görme kaybı, görme alanında daralma ve renk görme bozukluklarına neden olabilir.

Hipertansif Optik Nöropati (papillopati)
Retina vasküler Tıkanıklıkları: Hipertansiyon, retina ven (toplardamar) veya arter (atar damar) tıkanıklıklarına zemin hazırlayan önemli bir risk faktörüdür.

Retina Ven Tıkanıklığı (RVT): Retinadan kanı geri taşıyan toplardamarların tıkanmasıdır. Genellikle tek taraflı, ani görme kaybı veya bulanık görme ile ortaya çıkar. Göz dibi muayenesinde yaygın kanamalar, ödem ve damar kıvrımları saptanır.

Retina Ven Tıkanıklığı optik sinir düzeyinde olabileceği gibi, retina arter-ven çarprazlaşan dallarda da oluşabilir. Retina dallarında oluşan tıkanıklıklar, retinal ven dal veya dalcık tıkanıklığı olarak ifade edilir.

Retina Arter Tıkanıklığı (RAT): Retinaya oksijenli kan taşıyan atardamarların tıkanmasıdır. RVT’na göre daha nadir görülmekle birlikte, daha ciddi görme kayıplarına yol açabilir. Ani, ağrısız ve genellikle derin bir görme kaybı ile karakterizedir. Göz dibi muayenesinde retina soluk ve ödemli, arterler daralmış ve retina üzerinde “kiraz görünümü” veya ‘Japon bayrağı görüntüsü’ olarak adlandırılan bir görünüm saptanabilir.

Tanı ve Takip: Göz Muayenesinin Önemi
Hipertansiyonun göz üzerindeki etkilerini erken dönemde tespit etmek ve tedaviye başlamak, görme kaybını önlemenin anahtarıdır. Bu nedenle, sistemik hipertansiyonu olan bireylerin düzenli göz muayenesi yaptırması hayati önem taşır.

Kapsamlı bir göz muayenesi, göz doktorunun şu adımları içermesini gerektirir:

Görme Keskinliği Ölçümü: Standart görme tabloları ile görme keskinliği değerlendirilir.

Göz Tansiyonu Ölçümü (Tonometri): Glokom riskini değerlendirmek için göz içi basıncı ölçülür.

Göz Bebeği Büyütülerek Retina Muayenesi: Göz bebekleri özel damlalarla büyütülerek göz arka kısmı detaylı bir şekilde incelenir. Hipertansif retinopati, koroidopati ve optik nöropatiye ait tipik bulgular bu muayene ile saptanabilir.

Göz Muayenesi
Gerekli Görüntüleme Yöntemleri: Göz doktoru gerekli gördüğü durumlarda, optik koherens tomografi (OCT), fundus floresein anjiyografisi (FA) gibi görüntüleme yöntemlerine başvurarak retina ve optik sinir yapılarını daha detaylı inceleyebilir.

Korunma ve Tedavi: Sistemik Yaklaşımın Önemi
Hipertansiyonun göz üzerindeki etkilerini önlemek ve tedavi etmek için sistemik bir yaklaşım benimsenmelidir.  Bu yaklaşımın temelini şu unsurlar oluşturur:

Kan Basıncının Kontrol Altına Alınması: En önemli adım, kan basıncını doktor kontrolünde uygun ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri ile önerilen sınırlar içinde tutmaktır. Kan basıncı kontrolü, göz damarlarındaki hasarın ilerlemesini yavaşlatır ve yeni komplikasyonların ortaya çıkma riskini azaltır.

Düzenli Göz Muayenesi: Hipertansiyonu olan bireyler, göz doktorunun önerdiği sıklıkta düzenli göz muayenesi yaptırmalıdır. Muayene sıklığı, hastanın yaşı, hipertansiyonun süresi ve şiddeti, mevcut göz bulguları gibi faktörlere göre belirlenir.

Sağlıklı Yaşam Tarzı: Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigara içmemek, alkol tüketimini sınırlamak ve ideal kiloyu korumak, hem genel sağlığı hem de göz sağlığını olumlu yönde etkiler. Tuz tüketimini azaltmak, kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olur.

Altta Yatan Risk Faktörlerinin Yönetimi: Diyabet, yüksek kolesterol, obezite gibi hipertansiyonla birlikte sık görülen diğer risk faktörlerinin de kontrol altına alınması, göz sağlığını korumak açısından önemlidir.

Sonuç
Sistemik hipertansiyon, göz sağlığını ciddi şekilde tehdit eden, ancak çoğu zaman sessiz ilerleyen bir düşmandır. Gözlerimizdeki hassas damar yapısı, hipertansiyonun olumsuz etkilerine karşı oldukça savunmasızdır. Hipertansiyon, bir dizi göz hastalığına yol açarak görme kalitesini düşürebilir ve kalıcı görme kayıplarına neden olabilir.

Kan basıncını kontrol altında tutmak ve düzenli göz kontrolleri yaptırmak bu riskleri önemli ölçüde azaltmanın anahtarıdır. Unutmayalım ki, erken teşhis ve tedavi, görme kaybını önlemede kritik rol oynar.  Göz sağlığımızı korumak, genel sağlığımızı korumanın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, hipertansiyonu olan veya hipertansiyon riski taşıyan herkesin göz sağlığına gereken özeni göstermesi, aydınlık bir gelecek için hayati önem taşır.

Prof. Dr. Murat Tunç – Göz

Şeker Hastalığı Gözünüzü Tehdit Edebilir! Dikkat!

Şeker Hastalığı ve Göz Sağlığı: Bilmeniz Gerekenler
Günümüzde şeker hastalığı (diyabet) dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur.  Çoğu kişi şeker hastalığını sadece kan şekeri yüksekliği olarak düşünse de, aslında bu durum vücudumuzdaki birçok organı ve sistemi olumsuz etkileyebilir. Bu organlardan biri de maalesef gözlerimizdir.  Şeker hastalığı, göz sağlığınızı ciddi şekilde tehdit edebilir ve görme kaybına kadar varan sorunlara yol açabilir.  Ancak, doğru bilgi ve düzenli kontrollerle bu riskleri en aza indirmek ve gözlerinizi korumak mümkün!

Bu yazımızda, şeker hastalığının gözler üzerindeki etkilerini, hangi sorunlara yol açabileceğini, belirtilerini, korunma ve tedavi yöntemlerini halk diliyle anlatacağız. Amacımız, sizi bu konuda bilinçlendirmek ve göz sağlığınıza gereken özeni göstermenizi sağlamaktır.

Şeker Hastalığı Gözlerimizi Nasıl Etkiler?
Şeker hastalığı, temel olarak kan damarlarına zarar verir. Gözlerimizdeki minik ve hassas kan damarları da bu durumdan kolayca etkilenir.  Yüksek kan şekeri seviyeleri uzun süre devam ettiğinde, bu damarlar zamanla zayıflar, tıkanır veya sızıntı yapmaya başlar. Bu durum, gözün farklı bölümlerinde çeşitli sorunlara yol açarak görme kaybına neden olabilir.

Şeker Hastalığının Gözde Yarattığı Başlıca Sorunlar
Şeker hastalığı, gözde birçok farklı soruna yol açabilir. Bunlardan en önemlileri şunlardır:

Diyabetik Retinopati: Şeker hastalığının gözde yarattığı en ciddi ve en sık görülen sorundur.  Retina, gözümüzün arkasında bulunan ve görüntüyü algılayan sinir tabakasıdır. Diyabetik retinopati, retina damarlarının zarar görmesi sonucu ortaya çıkar.

Nasıl Gelişir?
Yüksek kan şekeri retinanın küçük damarlarına zarar verir. Bu damarlar tıkanabilir, zayıflayabilir veya anormal yeni damarlar oluşabilir. Bu yeni damarlar genellikle dayanıksızdır ve kolayca kanayabilir.

Belirtileri Nelerdir?
Başlangıçta belirti vermeyebilir. İlerledikçe;

Bulanık görme

Görüşte dalgalanmalar

Siyah noktalar veya “uçuşan sinekler” görmek

Gece görüşünde zorluk

Renkleri ayırt etmede zorluk

Ani görme kaybı (ileri evrelerde)

Evreleri Nelerdir? Diyabetik retinopati, evrelerine göre sınıflandırılır:

Erken Evre (Non-Proliferatif Retinopati): Damarlarda hafif hasarlar başlar. Belirtiler genellikle hafiftir veya yoktur.

İleri Evre (Proliferatif Retinopati): Yeni ve dayanıksız damarlar oluşmaya başlar. Kanama riski artar ve görme kaybı olasılığı yükselir. Bu evre acil tedavi gerektirir.

Diyabetik Makula Ödemi (DMÖ): Retinanın merkezi olan makulada sıvı birikmesi sonucu oluşur. Her evredeki diyabetik retinopati ile birlikte görülebilir ve görme keskinliğini ciddi şekilde azaltır.

Katarakt: Gözümüzün içindeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesi ve bulanıklaşmasıdır. Şeker hastalığı olan kişilerde katarakt, olmayanlara göre daha erken yaşlarda ve daha hızlı gelişebilir.

Belirtileri Nelerdir?

Bulanık görme

Işığa karşı hassasiyet (parlama)

Renklerin soluklaşması

Gece görüşünde zorluk

Çift görme (nadir)

Glokom (Göz Tansiyonu): Göz içi basıncının artması sonucu optik sinirin zarar görmesidir. Şeker hastalarında glokom riski normalden daha yüksektir.

Belirtileri Nelerdir? Genellikle sinsi ilerler ve başlangıçta belirti vermez. İlerledikçe;

Çevresel görme kaybı (yanlardan görmede zorluk)

Görme alanında daralma (“tünel görüşü”)

Göz ağrısı (akut glokom krizinde)

Baş ağrısı, mide bulantısı (akut glokom krizinde)

Göz Kuruluğu: Şeker hastalığı, gözyaşı üretimini etkileyerek göz kuruluğuna yol açabilir.

Belirtileri Nelerdir?

Gözlerde batma, yanma, kaşıntı hissi

Kızarıklık

Yabancı cisim hissi

Gözlerde yorgunluk

Bulanık görme (geçici)

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Şeker hastalığınız varsa, belirti olmasa bile düzenli olarak göz doktoruna kontrole gitmek çok önemlidir.  Ayrıca aşağıdaki belirtilerden herhangi birini yaşarsanız, vakit kaybetmeden bir göz doktoruna başvurmalısınız:

Ani görme değişiklikleri (bulanıklaşma, çift görme vb.)

Gözde ağrı, kızarıklık

Gözde çapaklanma, sulanma

Görüş alanında siyah noktalar, uçuşan sinekler

Işığa karşı aşırı hassasiyet

Korunma ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Şeker hastalığının göz üzerindeki etkilerini önlemek veya en aza indirmek için yapabileceğiniz birçok şey var:

Kan Şekerinizi Kontrol Altında Tutun:  En önemlisi! Kan şekeri düzeyinizi doktorunuzun önerdiği aralıkta tutmak, göz damarlarınızın zarar görmesini yavaşlatır veya önler. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve ilaçlarınızı düzenli kullanmak bu konuda size yardımcı olacaktır.

Kan Basıncınızı ve Kolesterolünüzü Kontrol Edin: Yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol de göz damarlarınıza zarar verebilir. Bu değerleri kontrol altında tutmak, göz sağlığınızı korumada önemlidir.

Sigarayı Bırakın: Sigara içmek, şeker hastalığının göz üzerindeki olumsuz etkilerini daha da artırır. Sigarayı bırakmak göz sağlığınız için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biridir.

Düzenli Göz Muayenesi Yaptırın: Şeker hastaları, yılda en az bir kez kapsamlı göz muayenesi yaptırmalıdır. Bu muayene sırasında göz doktorunuz göz bebeklerinizi büyüterek (damlalı muayene) retinanızı detaylı olarak inceleyecek ve erken evredeki sorunları tespit edebilecektir.

Unutmayın: Erken tanı, tedavi başarısını artırır ve görme kaybını önler.

Erken tanı erken tedavi.

Prof. Dr. Murat Tunç – Göz

DİYABETTE GÖZ KOMPLİKASYONLARI VE YÖNETİMİ

Murat TUNÇ*

*Prof. Dr. Murat Tunç Göz Kliniği, Retina Tanı ve Tedavi Birimi Direktörü

Epidemiyoloji
Diabetes mellitus (DM) tüm dünyada sağlığı olumsuz etkileyen epidemik bir salgın niteliğinde kabul gören sistemik bir hastalıktır. 2013 yılı itibari ile dünyadaki diyabetli hasta sayısı 382 milyon iken bu sayının 2035 yılında %55 oranında artarak 592 milyona, 2040 yılında da 642 Milyona ulaşacağı öngörülmektedir (1). Bu artışın başlıca nedenleri nüfus artışı, yaşlanma ve kentleşmenin getirdiği yaşam tarzı değişimi sonucu obezite ve fiziksel inaktivitenin artmasıdır. T.C. Sağlık Bakanlığı’nın sahada lojistik işbirliği ile gerçekleştirilen ‘Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışmaları’ (TURDEP) kapsamında Türkiye’de tip 2 diyabet sıklığının son yıllarda, önceki yıllara göre önemli derecede arttığı ve DM sıklığının %13.7’ye vardığı görülmüştür.  1998’de yapılan TURDEP-I’e göre, yeni tamamlanan TURDEP-II çalışmasında Türkiye’de diyabet 12 yılda diyabet sıklığı %90, obezite ise %44 artmıştır. Sonuçlar, ülkemizde obezite ve diyabetin en önemli toplum sağlığı sorunları olduğuna işaret etmektedir.

Dünyadaki pekçok ülkede çalışma yaş grubundaki erişkin popülasyonda önlenebilir körlüğün en önde gelen sebebini diyabetik retinopati (DR) ve diyabetik maküla ödemi (DMÖ) oluşturmaktadır. DM’un mikrovasküler bir komplikasyonu olarak da tanımlanabilen DR tüm diyabetli bireylerin 1/3’ünü etkileyebilmektedir. Diyabetin süresi ile orantılı olarak DR ve DMÖ insidansı artmaktadır. Amerika’da yapılan istatistiksel çalışmalar, 20 yılın üzerindeki Tip 1 diyabetlilerin %90’ında Tip II diyabetiklerin de %60’ında DR bulgularının görülebildiği raporlanmıştır. Türkiye’de Türk Diyabet Derneği verilerine göre ortalama 6.5-7 Milyon civarında diyabetli vardır. Bu da tüm popülasyonun %10’una tekabül eder. Yıllar içinde Türkiye’deki diyabetli olgu prevalansı hızla artmaktadır ve uluslararası epidemiyolojik verilerle kıyaslandığında, Türkiye diyabet prevalansının en hızlı artış gösterdiği ülkeler arasında yer almaktadır. (Şekil 1)

Diabetik retinopati (DR), retinadaki prekapiller arteriyolleri, kapillerleri ve venülleri etkileyen bir mikroanjiyopati tablosudur. Mikrovasküler damarlarda oklüzyona bağlı olarak retina iskemisi, retinada hipoksisi ve sonuçta arteriovenöz şantlar (intraretinal mikrovasküler anomaliler-IRMA) ve retinadaki iskemik hipoksik dokudan salınan vasküler endotelyal büyüme faktörüne (VEGF) bağlı retinada ve optik diskte neovaskülarizasyonlar görülebilir. (Şekil 2)  Mikrovasküler damarlardaki sızıntıya bağlı olarak lokalize, diffüz retina ödemi görülebilir. (Şekil 3) Diyabetik olgularda körlük ve ileri derecede görme azalması gelişimi, diyabetik olmayan popülasyona göre yaklaşık 25 kat daha fazladır. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki 25-65 yaşa arası diyabetik popülasyonda en sık kalıcı körlük nedeni DR ve DMÖ nedeniyledir.

Aslında DM’un göz komplikasyonları retinopati ve makülopati ile sınırlı değildir. Diyabetik göz bozuklukları (Diabetic Eye Disease) dendiğinde DR ve DMÖ yanısıra, katarakt ve glokom gibi görmeyi doğrudan etkileyen komplikasyonlar ve  oküler yüzey problemleri, kuru göz sendromu ve diyabetik sinir felçlerine bağlı paralitik şaşılıklar giibi görmeyi dolaylı olarak etkileyen komplikasyonlar sayılabilir.

Diyabetik retina komplikasyonlarının zemininde mikroanjiyopati, iskemi ve VEGF salgısındaki artış yatmaktadır. Bunun yanısıra, uzun süreli hiperglisemi durumunda ortamda fazla bulunan glukoz, proteinlerin serbest aminoasit gruplarına ve nükleik asitlere enzimlerin yardımı olmadan (non-enzimatik) kimyasal olarak yapışır ve proteolize dayanıklı, geri dönüşümsüz, anormal fonksiyona sahip bir takım maddelerin ortaya çıkmasına yol açar. Non-enzimatik glikozilasyon hipergliseminin yüksekliğine ve devam süresine bağlı olarak gelişen yavaş bir reaksiyondur. Hiperozmolalite, proteinlerin glikolizasyonu ve sorbitol metabolizmasının bozulması soncu katarakt, trabeküler ağda biriken matriks proteinlerinin etkisiyle aköz dışa akımının bozulmasıyla da glokom insidansları artar.(9)

DM’lu olgularda görme, en dramatik olarak DMÖ’ne bağlı olarak düşmektedir. Diffüz ve Fokal olmak üzere retinada kalınlaşma ve görme keskinliğinin en yüksek olduğu maküla bölgesinde retina tabakaları içinde sıvı birikimiyle karakterize DMÖ’nin tüm dünyadaki diyabetli olgularda insidansı, %6.8 olarak bildirilmiştir. DMÖ insidansı  diyabet süresi ile birlikte artış göstermektedir. Tip 2 diyabetlilerde 10 yılın üstünde DMÖ insidansı %14, 25 yılın üzerinde tip I diyabeti olanlarda ise %29 civarında bildirilmiştir. Tarafımızdan Batı Karadeniz bölgesinde yapılan bir kesitsel çalışmada sistemik ve demografik faktörlerin DMÖ gelişimi üzerine etkisi araştırılmış ve yapılan lineer regresyon analizinde, DM süresi 10-20 yıl arasında olanlarda DMÖ riskinin, 10 yıldan kısa süredir DM olanlara göre  2,58 kat daha fazla;  DM süresi 20 yılın üzerinde olanlarda DMÖ riskinin 10 yıldan az olanlara göre 2,77 kat fazla; BUN (kan üre azotu) değeri 23’ün üzerinde (laboratuar normali= 10-23) olanlarda, normal düzeylerde olanlara göre DMÖ riski 2,23 kat daha fazla; Yaşı 60’ın üzerinde olan hastalarda DMÖ riski, 60 yaş altına göre 1,41 kat daha fazla ve açlık Glukozu 126mg/dl’nin üzerinde olanlarda bu değerin altında olanlara göre 1,27 kat daha fazla DMÖ geliştirdiği saptanmıştır.

Türkiye’de Diyabetin en sık rastlanan komplikasyonlarından biri ve yetişkin körlüğünün de ana nedenlerinden biri olan diyabetik retinopatinin (DR) sosyal ve ekonomik sonuçlara etkisine ilişkin kayıtlı veri yetersizliği nedeniyle kanıta dayalı veri yoktur. DR algısını ortaya koymak üzere yakın tarihte endüstri desteğiyle DR Barometre Projesi yürütülmeye başlanmıştır. Bu projeyle diyabet sonucu görme kaybı olan kişilerin yanı sıra diyabetli olup görme kaybı riskini yaşayan kişilerin tecrübeleri ve hayat kaliteleri ile hastaların tanı ve tedavilerinde rol alan sağlık mesleği mensuplarının (aile hekimleri, göz ve diyabet uzmanları) perspektiflerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Projenin amaçları olarak: Diyabetli hastaların ve hekimlerin DR’nin önlenmesi, taranması, gelişimi ve tedavisine yönelik farkındalığını artırmak; DR hastalığının yönetimi konusundaki uygulamaları saptamak ve ölçmek;  DR’li hastaları destekleyen programların ve hizmetlerin mevcudiyetini ve kapsamını ölçmek; DR ve görme kayıplarının sosyal ve ekonomik sonuçlarını değerlendirmek; DR’ye ilişkin ulusal sağlık politikalarına öneriler geliştirmek olarak belirlenmiştir. Bu projenin kalitatif verileri Arjantin, Bangladeş, Almanya, Japonya, Meksika, Romanya, Suudi Arabistan ve Uganda’dan oluşan 8 ülkeden; kantitatif verileri ise Türkiye’nin de dahil olduğu 41 ülkeden toplanmıştır. Çalışmanın Türkiye sonuçları özetlenecek olursa: Anketleri cevaplayan hastaların 47%’sinde komplikasyon yok. Komplikasyonu olanların ise %23’ünde görme kaybı; %19’ünde nöropati; %13’ünde böbrek yetmezliği; %13’ünde kardiyovasküler hastalık veya inme ve %3,1’inde ayak ülseri bildirilmiş. Komplikasyonu olmayan gruptaki hastaların çoğu görme kaybından endişe duyduklarını belirtmişlerdir. Diyabetik hastalar endişe düzeylerine göre: Görme kaybı korkusu (%28), ampütasyon korkusu (%24), böbrek yetmezliği korkusu (%23), kardiyovasküler hastalıklar veya inme korkusu (%15), nöropati korkusu (2,2%) olarak bildirilmiş. Görülmektedir ki komplikasyonlu olgular arasında en sık, hastaların endişeleriyle uyumlu olarak, ‘görme kaybı’gelişmektedir. Aynı çalışmanın göz hekimi yönelimine baktığımızda ise, oftalmologların diyabetik olgularda tedavi sonuçlarının iyileştirilmesine yönelik yaşanan zorlukları: 1. Hastaların geç tanı (%86) ile oftalmoloğa müracaatı; 2. Etkin olmayan göz tarama hizmetleri kullanımı (%54); 3. DR ve DME ile ilgili hasta eğitimlerine limitli erişim (%43) olarak ifade edilmiştir.

Saatci ve ark. 2009 yılında yürüttükleri çalışmada, Türkiye’de göz kontrolü için retina kliniği’ne müracaat eden diyabetik hastaların HbA1C farkındalığını araştırılmıştır.

750 hastalık tek merkezli bu çalışmada diyabetik hastaların sadece %14’ü HbA1C konusunda bilinçli bulunmuştur. Bu çalışmada, hastanın diyabetik tedavisinin çoğunlukla (%42) Aile Hekimleri tarafından yürütüldüğü; göz kontrollerine gelen hastaların %20’sinin herhangi bir sistemik takibinin olmadığı; buna karşın Aile hekimleri tarafından takip edilen diyabetik hasta grubunda HbA1C farkındalığının (%9) hiç sistemik takip yapılmayan gruptan (%10) bile düşük olduğu gözlenmiştir. Bu durum, sistemik glisemik kontrole aile hekimleri başta olmak üzere diyabet takibi esnasında yeterince önem verilmediğini işaret etmektedir. Türkiye’de diyabetik maküla ödemi kayıt çalışması (TURKDEM) sonuçları da Saatci ve ark.’nın verilerini destekler niteliktedir. Buna göre gözde maküla ödemi olan Tip 2  Diyabetli olguların % 74’ü antidiyabetik tedavi alıyor ancak  tedaviye rağmen HbA1C ortalaması (8.8) normal değerlerin çok üstünde bulunmuştur. Bu durum hastaların tedavi altında gözükmelerine karşın glisemik kontrolün yetersiz olduğunu işaret etmektedir. Benzer şekilde TURKDEM çalışmasında olguların %55’inin hipertansif olduğu, ancak bu hipertansif olgulardan sadece %78’inin antihipertansif tedavi aldığını ortaya konmuştur. Bu bulgular, gözde maküla ödemi gelişmiş olan diyabetik olgularda diyabet ve hipertansiyonun sistemik kontrolünün yetersiz olduğunu göstermektedir ve bu yönden tedbirlerinin alınmasının da gerekli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. (Şekil 4-5).

Diyabetik Hastalarda Göz Taraması
OECD, WHO, ICO gibi uluslararası kuruluşlar ve Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), Diyabet Derneği gibi ulusal kuruluşlar diyabetik hastalarda göz taramalarının sıklığı konusunda genel olarak mutabıktır. Buna göre Tip 1 Diyabet tanısı alanlarda tanıdan 5 yıl sonra göz kontrolleri başlamalı ve her yıl tekrarlanmalıdır. Tip II Diyabet tanısı alanlarda ise ilk tanı konduğunda göz kontrolü mutlaka istenmeli ve eğer DR veya DM saptanmaz ise yılda bir göz muayenesi yapılmalıdır. Ancak hafif-orta proliferatif olmayan DR bulguları var ise 3-12 ayda bir (retinopatinin derecesine göre), Ağır proliferatif olmayan veya daha ileri retinopati varsa 1-3 ayda bir muayeneler tekrarlanmalıdır. Göz muayeneleri, gözlere dilatasyon ardından, bir göz hekimi tarafından ve stereoskopik oftalmoskopi ile uygulanmalıdır. Yurtdışında yüksek kaliteli fundus fotoğraflarının bir retina merkezine yönlendirilerek konunun uzmanı göz hekimlerince değerlendirilmesinin (Tele-tıp) en az oftalmoskopik değerlendirme kadar etkin olduğu bildirilmektedir. Türkiye şartlarında bu tarz Tele-tıp uygulamaları yerleşik değildir ancak gelecekte SGK ve Sağlık Bakanlığı önderliğinde bu tip değerlendirme merkezleri oluşturulabilir ve diyabetik göz taramalarına etkinlik kazandırılabilir.

TURKDEM çalışma sonuçları irdelendiğinde, hastaların büyük bir bölümünün (%70) göz doktoruna diyabet takibi yapan aile hekimi-dahiliye-endokrin uzmanı tarafından değil, kendi kendine veya başka bir göz hekiminin yönlendirmesi ile geldiğini göstermektedir. Bu bulgu, hastanın sistemik takibini yapan hekimlerce diyabetik komplikasyonlar yönünden göz takibine gereken ehemmiyeti göstermediğini işaret etmektedir. Bu hususa diyabetik hastaların sistemik takibini yapan hekimlerin özen göstermesi gerekir, çünkü kronik bir hastalık olan diyabette, hastalığın ve komplikasyonların erken tanısı ile uygun tedavi yaklaşımlarına erken başlama gelecekte oluşabilecek olumsuz sonuçların önüne geçebilir veya en azından geciktirebilir.

Düzenli göz kontrolleri ve sistemik kontrol sağlanmaz ise proliferatif diyabetik retinopati ve maküla ödemi başta olmak üzere diyabetik göz komplikasyonları sıklıkla ve erken dönemde ortaya çıkar ve gözde kalıcı görme hasarı bırakabilir.

Diyabetik Retinopati’nin Mali-Ekonomik Boyutu
Türkiye’de diyabete yapılan toplam harcamanın %74’ü komplikasyonlarına aittir ve bunun %5’lik kısmını retinopati oluşturur. Maliyet ile ilgili analizler genellikle güncel verilerin 2-3 yıl gerisinden gelmektedir. Mevcut durum değerlendirildiğinde Türkiye’de yakın gelecekte diyabetik retinopati/maküla ödemine bağlı maliyetlerin artış göstereceği öngörülebilir. Bunun nedenleri: 1)Türkiye’de Diyabet prevalanısındaki ve prediyabetik popülasyonda artış; 2) Diyabetik risk faktörlerinde artış (obesite-beslenme- fiziksel aktivite eksikliği, ve benzerleri); 3) Göz tarama programları ve sık göz kontrollerinin erken dönemde maliyetleri artıracağı beklentisi (ileri vadede maliyetleri azaltmasına karşın); 4) Koruyucu uygulamaların yaygınlaşmamış olması; 5) Diyabetik Retinopati/Maküla ödemi tedavisinde, alternatifi olmayan, yurtdışı ithalata dayalı ve çok yüksek maliyetli göz içi anti-VEGF enjeksiyonlarının yaygınlaşması; 6) Türkiye gerçekleri bağlamında, endüstriden bağımsız, Maliyet-Etkinlik (Cost-effectiveness) analizlerinin eksikliği.

Diyabetik göz komplikasyonlarının ve diyabete bağlı sağlık maliyetlerinde artışın  önlenmesi için: 1) Diyabetten koruyucu hekimlik çalışmalarının yaygınlaştırılması.

2) Sağlıkta Kalite Standartlarının bir parçası olarak Diyabetik Retinopati Tarama Programlarının etkinleştirilmesi 3) Diyabet takibi yapan Aile Hekimlerinin ve diğer hekimlerin göz kontrol taramaları yönünden bilgilendirilmesi 4) Diyabetik kontrolün bir indikatörü olarak HbA1C verilerinin E-Nabız portalı üzerinden erişime açılması veya göz hekimlerine SGK tarafından HbA1C istemi yapma hakkı verilmesi. 5) Hipertansif kontrolün sıkı denetlenmesi gerekmektedir.

Organizasyonel olarak alınabilecek tedbirler bağlamında ise:

  1. TUSEB altında yapılanan Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü kapsamında SGK, Diyabet Dernekleri ve Göz Hekimlerinin de katkıda bulunacağı Endüstri etkisinden bağımsız Maliyet-Etkinlik (Cost-Effectiveness) analizleri planlanması, elde edilecek verilere göre proje ve planların yapılandırılması;
  2. Hasta ve hasta yakınlarının diyabet regülasyonu ve hangi durumlarda ve hangi sıklıkta göz hekimine müracaat etmeleri konusunda bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi. Bu bilincin, diyabetik hastanın kendisi merkezde olmak üzere, ailesi ve yakınları, arkadaşları, sistemik tedavilerini yürüten doktorlar ve etraflarındaki çerveye de yerleştirilmesi gerekir.
  3. İlgi ve dikkat çekici Kamu Bilgilendirme Kampanyaları/Kamu Spotları yardımıyla verilmesi istenen mesajların hastaları bilinçlendirmek üzere kullanılması sağlanabilir.

Sonuç:
Sonuç olarak diyabet tarama programları ile prediyabetik (diyabet gelişmeye aday) hasta popülasyonu başta olmak üzere, hastalar 1.Tıbbi kontrol; 2. Ağırlık-kilo kontrolü; 3. Kalp sağlığı ve Hipertansiyon kontrolü; 4. İlaçların gözde düzgün kullanımı; 5. Poliklinikte göz muayenelerine gitme; 6. Sigara-Alkol kullanımının engellenmesi/zorlaştırılması yönlerinden kontrol altında tutulmalıdır.

KAYNAKLAR:

  1. IDF Diabetes Atlas, 7th Edition, 2015.
  2. Türkiye Diyabet Programı 2015-2020. TC Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Yayını, Ankara, 2014.
  3. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği. Diabetes Mellitus ve Komplikasyonlarının Tanı, Tedavi ve İzlem Kılavuzu, 6. baskı, Ankara, 2013.
  4. Satman I, Yilmaz T, Sengül A, Salman S, Salman F, Uygur S, Bastar I, Tütüncü Y, Sargin M, Dinççag N, Karsidag K, Kalaça S, Ozcan C, King H. Population-based study of diabetes and risk characteristics in Turkey: results of the Turkish diabetes epidemiology study (TURDEP). Diabetes Care. 2002;25(9):1551-1556.
  5. Satman I, Omer B, Tutuncu Y, Kalaca S, Gedik S, Dinccag N, Karsidag K, Genc S, Telci A, Canbaz B, Turker F, Yilmaz T, Cakir B, Tuomilehto J; TURDEP-II Study Group. Twelve-year trends in the prevalence and risk factors of diabetes and prediabetes in Turkish adults. Eur J Epidemiol. 2013;28(2):169-180.
  6. Sayin N, Kara N, Pekel G. Ocular complications of diabetes mellitus. World J Diabetes 2015 February 15; 6(1): 92-108. Global Prevalence and Major Risk Factors of Diabetic Retinopathy, Diabetes Care 2012 Mar; 35(3): 556-564.
  7. Yau JWY et. al. Global Prevalence and Major Risk Factors of Diabetic Retinopathy. Diabetes Care. 2012 Mar; 35(3): 556–564.
  8. Bozkurt H. Uzmanlık Tezi. Tez Danışmanı: Tunç M. Diyabetik  maküla ödemi gelişiminde sistemik risk faktörleri. Düzce, 2012.
  9. Epidemiology of diabetic retinopathy, diabetic macular edema and related vision loss, Eye Vis (Lond). 2015; 2: 17
  10. Diabetic retinopathy barometer study report. https://issuu.com/int._diabetes_federation/docs/dr-global-report-1
  11. Eldem B, Ozdek S, Saatci AO, Ozmert E, Ulay E, Nomak G. Clinical Characteristics Of Patients With Newly Diagnosed Diabetic Macular Edema In Turkey: A Real-Life Registry Study – TURK-DEM. https://www.hindawi.com/journals/joph/aip/3596817
  12. Karahan E, Özkara E, Öner FH, Saatci AO. HbA1c Awareness in Turkish Diabetic Population at a Tertiary Setting. Turkiye Klinikleri J Med Sci 2009;29(4):927-31.
  13. https://nei.nih.gov/health/diabetic/retinopathy
  14. https://www.oecd.org/els/health-systems/50080632.pdf
  15. Tunç M, Onder HI, Kaya M. Posterior sub-Tenon’s capsule triamcinolone injection combined with focal laser photocoagulation for diabetic macular edema. Ophthalmology. 2005 Jun;112(6):1086-91.

ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET)
Türk Diyabet Derneği’nin verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 6.5-7 Milyon diyabetli vardır. Bu da tüm popülasyonun % 10’una tekabül eder.

Diyabetik olgularda körlük ve ileri derecede görme azalması gelişimi diyabetik olmayan popülasyona göre yaklaşık 25 Kat daha fazladır.

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki 25-65 yaş arası populasyonda en sık körlük nedeni şeker hastalığına bağlı göz komplikasyonları nedeniyledir.

şeker hastalığı diyabet

Taramalı Lazer Oftalmoskopi (SLO) Nedir?
Taramalı Lazer Oftalmoskopi (SLO), gözün arka kısmındaki retina tabakasının ve diğer yapıların ayrıntılı görüntülerini elde etmek için kullanılan gelişmiş bir göz görüntüleme yöntemidir. Bu yöntem, geleneksel göz muayenelerine göre daha hassas ve detaylı görüntüler sağlayarak çeşitli göz hastalıklarının teşhis ve takibinde önemli bir rol oynar.

SLO Nasıl Çalışır?
SLO, göze düşük yoğunluklu lazer ışınları göndererek çalışır. Bu lazer ışınları, retinadaki farklı dokulardan yansıyarak bir dedektör tarafından algılanır. Elde edilen veriler, bilgisayar tarafından işlenerek retinanın yüksek çözünürlüklü görüntüleri oluşturulur. SLO, farklı lazer dalga boyları kullanarak retinanın farklı katmanlarını ve yapılarını görüntüleyebilir.

SLO’nun Kullanım Alanları
Makula Dejenerasyonu: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD), merkezi görmeyi etkileyen bir hastalıktır. SLO, YBMD’nin erken teşhisinde ve takibinde kullanılır.

Diyabetik Retinopati: Diyabet, retinadaki kan damarlarına zarar vererek diyabetik retinopatiye neden olabilir. SLO, diyabetik retinopatinin evrelerini belirlemede ve tedaviye yanıtı değerlendirmede kullanılır.

Glokom: Glokom, optik sinire zarar veren ve görme kaybına neden olabilen bir hastalıktır. SLO, optik sinir lifi tabakasının kalınlığını ölçerek glokomun erken teşhisinde ve takibinde yardımcı olur.

Retina Dekolmanı: Retina dekolmanı, retinanın arka taraftaki destek dokusundan ayrılmasıdır. SLO, retina dekolmanının teşhisinde ve cerrahi planlamada kullanılır.

Retina Distrofileri: Retinanın kalıtsal hastalıkları olan retina distrofilerinin teşhisinde ve takibinde kullanılır.

Göz Tümörleri: Göz içindeki tümörlerin teşhisinde ve takibinde kullanılır.

SLO’nun Avantajları
Yüksek çözünürlüklü ve detaylı görüntüler sağlar.

Erken teşhis ve tedavi takibinde önemli bir araçtır.

Farklı lazer dalga boyları kullanarak retinanın farklı katmanlarını görüntüleyebilir.

Göz bebeklerinin büyütülmesine gerek kalmadan yapılabilir.

Hızlı ve ağrısız bir işlemdir.

SLO Kimlere Yapılmalıdır?
Diyabet hastaları

Glokom şüphesi olanlar

Makula dejenerasyonu riski taşıyanlar

Görme kaybı yaşayanlar

Retina hastalığı şüphesi olanlar

Göz doktorunun gerekli gördüğü her birey.

Sonuç olarak
Taramalı Lazer Oftalmoskopi (SLO), göz sağlığının korunması ve göz hastalıklarının erken teşhisi için önemli bir görüntüleme yöntemidir. Göz sağlığınızı korumak için düzenli göz muayenesi yaptırmayı ve Prof. Dr. Murat Tunç’un muayene sonrasında önerdiği tarama testlerini yaptırmayı ihmal etmeyin.

Prof. Dr. Murat Tunç – Göz